Lefkoşa
ABD-İran Savaşı ve Savaşın Düşündürdükleri

ABD-İran Savaşı ve Savaşın Düşündürdükleri

Batı Asya, emperyalistlerin tabiriyle Ortadoğu, tarihin beşiği olmakla birlikte kaosun ve çatışmanın da âdeta başkentidir; tarihin bu bölgede başladığını söylemek, abartılı olmaz ve aynı zamanda, hiçbir dönemde bölgeden eksik olmadığı söylemek de!

İlk devletler, ilk inanışlar, ilk dinler hep bu bölgenin eseridir. Birçok medeniyetin ebeliğini yapmış olan bölge, devletlerarası ilişkilerin de beşiğidir. Milâttan Önce 1259’da Mısır’la Hitit arasında imzalanan Kadeş Barış Antlaşması, bilinen en eski devletlerarası anlaşma metnidir.

Bugün bölge, yine bir çatışmaya sahne oluyor. ABD ve İsrail, İran’a saldırmış durumda ve görünen o ki ortada herhangi bir meşru sebep yok, gayrımeşru ve kabul edilemez nedenler var. Öncelikle İsrail, yakın zamanda yapılacak olunan 26 Kasım’daki seçimlere hazırlanıyor ve Netanyahu’nun içeride konsolidasyona büyük oranda ihtiyacı var gibi. TRT World’ün 3 Ağustos 2025 tarihli haberine göre Netanyahu, İsrail seçmenlerinin güvenini yitiriyor.[1] Dolayısıyla İsrail liderinin işi zor.

Trump için de tehlike çanlarının çaldığı söylenebilir. Reuters Ipsos’un araştırmasına göre ABD’nin İran’a saldırısı, kamuoyundan destek görmüyor; ABD yurttaşları, saldırıya yar-yarıya destek veriyor. Ankete katılanların %56’sı, Trump’un güç kullanmaya fazla istekli olduğunu düşünüyor.[2] Bunlar, ulusal ölçekteki nedenler; uluslararası açıdan ne gibi nedenler mevcut? İsrail için güvenlik önemli, bu da çevresinde güçlü sayılabilecek devletin kalmamasıyla mümkün. Çünkü İsrail, desteği olmaksızın sahip olduğu potansiyeli kullanabilecek durumda değil; bu açıdan kırılgan bir toplum ve devlet yapısına sahip. Dolayısıyla güçlü olmasa da istikrarlı Suriye ve Irak, İsrail’in ulusal çıkarlarına aykırı. Mısır’la mecburî bir işbirliği var enerji kaynaklarından ötürü, Araplar ise İran’ın güçlü bir bölgesel oyuncu olmasını tercih etmediğinden İsrail’le arayı iyi tutuyor ama İran, hem Rusya Federasyonu hem de Çin Halk Cumhuriyetiyle ilişkileri bakımından İsrail için büyük bir tehdit oluşturuyor. Türkiye ile bir dargın-bir barışıkmış gibi algılanan ilişkileri de ticaret nedeniyle fazlaca bozulmadan, rayında debvam ediyor. Kısacası en büyük sorun, güçlü İran, bunu kırmaya çalışıyorlar.

ABD’ye geldiğimizdeyse mesele, bu derece tekboyutlu değil. ABD iç politikasına eğildiğimizde, Trump’un başkan seçilmeden önce rakiplerini eleştirdiği ve “Make America Great Again” (MAGA) şeklinde formüle ettiği politikası, işe yaramadı diyebiliriz. Geçtiğimiz haftalarda Michigan’da yaşananlar, hâlâ hatrımızdadır. Ekonomik durumun pekiyi olduğu da söylenemez.[3]  ABD, kendi topraklarında olup bitenle başarılı bir şekilde başedemiyor.

Bildiğiniz üzere ABD, dünya politikasının son ve şimdilik tek hegemonu ama bu durum, uzun yıllar sürmeyecek, gelişmelerin işaret ettiği bu. Trump’un ikinci kez başkanlığa seçilmesi bile tek başına durumun vehametini göstermeye yeter ancak bunun dışında da bazı göstergeler mevcut. Rusya ve özellikle Çin; Latin Amerika, Afrika gibi bölgelere nüfuz ederek etkisini artırma çabasında ve Çin, Latin Amerika’da bir hayli yol katetmiş durumda. Bu da ABD’yi tedirgin ediyor. Venezüella Devlet Başkanı Maduro’nun kaçırılması da petrol kaynaklarını çeşitlendirmenin yanısıra Çin’in, ABD’nin burnunun dibine nüfuz etmesiyle ilgili görünüyor, Latin Amerika ülkeleri son yıllarda Çin’le ilişkilerini geliştiriyor. Küba ve Meksika gibi devletler de aynı nedenle ABD tarafından tehdit ediliyor. Ayrıca uzun zamandır tek hegemon olmanın askerî, politik ve ekonomik bir bedeli var. Bu bedel, ABD’nin karşısına ağır bir yük olarak çıkıyor.

İçinde bulunduğumuz dönem, Soğuk Savaştan daha rekabetçi bir dönem, bu da ABD’nin işini zorlaştırıyor. Bunun nedeni, uluslararası birtakım gruplaşmalar oluşsa bile bunların Soğuk Savaş dönemine göre daha gevşek gruplaşmalar olması; artık lider süpergüç, eskisi kadar kontrol edemiyor uluslararası sistemi. Aktörler de geçmiş döneme göre çok çeşitli, uluslararası arenada yalnızca devletler at koşturmuyor. Bunlardan ötürü ABD’nin işi daha zor, hem bölgede hem de küresel düzeyde. Hepsini biraraya getirdiğimizde karşımıza çıkan tablo, ABD’nin azalan gücü ve etkisiyle gücünü kanıtlama çabası ikilemine sıkışmış olmasını yansıtıyor.

İran, kendine özgü bir politik tarihi ve buna uygun köklü bir politik kültürü olan bir devlet. Milliyetçilik açısından da Suriye, Irak gibi devletlere ve toplumlara nazaran daha zor bir lokma. Bu saldırı, ABD’nin gücünü ve yetkisini daha da yitirmesiyle sonuçlanabilir.

Son olarak “Barış içinde birarada yaşama” düsturundan uluslararası hukukun çiğnendiği, devlet başkanlarının kaçırıldığı, meşruiyeti kendinden menkul politik ve askerî edimlerin sergilendiği bir dönemi yaşamaktayız; bu, dünya barışı ve en önemlisi insan yaşamı için tehlikelerin en büyüğü. Diplomasi ve diyaloğun yerini benzer eylemlerin alması, süpergüçler dahil hiçbir devletin işine yaramayacaktır; bilhassa ulusal güvenliği kırılgan bir zemine oturan İsrail gibi devletlerin…


[1] TRT World https://www.trtworld.com/article/ca501ffb0f27 Erişim tarihi: 03.03.2026

Statista, https://www.statista.com/statistics/1482429/israel-public-approval-rating-of-benjamin-netanyahu/ Erişim tarihi: 03.03.2026

[2] Reuters/Ipsus https://www.reuters.com/world/us/just-one-four-americans-support-us-strikes-iran-reutersipsos-poll-finds-2026-03-01/ Erişim tarihi: 03.03.2026

[3] Stanford Institute for Economic Policy Research (IEPR) https://siepr.stanford.edu/publications/policy-brief/us-economy-2026-what-watch Erişim tarihi: 03.03.2026

Image link
Bizimle İletişime Geçin

Hafta içi her gün 09:00 - 17:00

Size Ulaşalım

Aday bilgi formumuzu doldurun, size geri dönüş yapalım.

En geç 1 iş günü içerisinde iletişime geçiyoruz.