Son günlerde ülkemizde en çok konuşulan konu fiber optik protokolü. Bu protokolle kim ne kazanacak ne kaybedecekten ziyade sağlam bir hukuki temele dayanıyor mu ve bu protokolle şeffaflık, eşitlik ve kamu yararı gözetiliyor mu sorularını sormalıyız diye düşünüyorum.
Hukuki temelini sorgulamayız çünkü;
Fiber optik altyapı günümüzde artık bir lüks değil temel ihtiyaçlar arasında yer alan stratejik bir gerekliliktir. Bu durum yalnızca bireylerin günlük yaşam konforuyla sınırlı değildir; kamu kurumlarında özel sektöre karar hizmet sunan tüm yapılar için hayati nitelik taşımaktadır. İnternette güvenli, kesintisiz ve yüksek hızlı erişim; kurumların işlemlerini etki ve sağlıklı biçimde yürütebilmesini sağlarken, bireylerin eğitim, bilgiye erişim, ticaret ve iletişim gibi temel haklarını fiilen kullanabilmelerini de doğrudan etkilemektedir.
Çünkü altyapı projeleri sadece teknik mesele değildir. Aynı zamanda kamu hukuku, idare hukuku, rekabet hukuku ve en önemlisi temel hak ve özgürlükler meselesidir.
Şeffaflık, eşitlik ve kamu yararı neden önemlidir?
Meclisimizde kamu yararına yapılan her düzenlemeden toplumun bilgilendirilme hakkı vardır. Ve toplum bilgilendirilmeden yapılan “oldu bitti” algısı hukuka olan güveni sarsmaktadır. Kamu yararına yapılan her işlem toplumun bilgi edinme hakkı kapsamında değerlendirilir. Sürecin kapalı yürütülmesi ya da yeterli bilgilendirme yapılmaması toplumun hukuka olan güvenini derinden etkilemektedir.
Hukuk güvenliği, bireylerin ve tüzel kişilerin geleceğe ilişkin kararlarını öngörülebilir, açık ve istikrarlı bir hukuki zeminde alabilmesi anlamına gelir. Bu ilkenin sağlanabilmesi için yapılacak düzenlemenin içeriği, süresi, tarafların hak ve yükümlülükleri ile denetim ve yaptırım mekanizmalarının açık, net ve anlaşılır biçimde ortaya konulması gerekir. Özellikle önümüzdeki bu protokol gibi ülkenin dijital geleceğini etkileme potansiyeli bulunan projelerde; kişisel verilerin korunması bakımından nasıl bir sistem öngörüldüğü hayati önem taşımaktadır.
Verilerin nerede depolanacağı, ne kadar süreyle saklanacağı, bu verilere erişim yetkisinin kimde olacağı, hangi şartlarda ve hangi hukuki çerçevede yargı organlarıyla paylaşılabileceği açıkça düzenlenmelidir. Burada söz konusu olan bireylerin kişisel verileri değildir; şirketlerin ticari sırları, sağlık kurumlarının hasta kayıtları, bankaların finansal verileri ve diğer tüm özel ve tüzel kişilere ait hassas bilgiler de bu kapsamda değerlendirilmelidir.
Ayrıca, fiber optik altyapı üzerinden gerçekleşecek veri akışı, Anayasa ile güvence altına alınmış özel hayatın gizliliği ve haberleşme özgürlüğü ilkeleri ile doğrudan bağlantılıdır. Bu nedenle teknik bir altyapı düzenlemesi gibi görünen mesele, aslında temel hak ve özgürlükler boyutu olan ciddi bir hukuki sorumluluk alanıdır.
Sonuç olarak eğer bu protokol şeffaflık, eşitlik ve kamu yararı ilkeleri gözetilerek hazırlanmış; kişisel verilerin korunması konusunda açık güvenceler içermiş; denetim mekanizmaları net ve işler şekilde düzenlenmişse, kim tarafından yapıldığının önemi yoktur. O zaman bu proje gerçekten ülkenin dijital geleceğine hizmet eder.
Teknoloji elbette geleceğimizi şekillendirebilir. Ancak teknolojik gelişme uğruna hukukun temel ilkelerini zedelediğimiz anda, bunun ülkemiz adına telefisi son derece güç, hatta kimi zaman geri dönüşü neredeyse imkansız sonuçlar doğurabileceğini unutmamalıyız.
Bir ülkenin dijital olarak ne kadar hızlı olduğu değil; o hızın hangi hukuki güvenceyle yönetildiği belirleyicidir. Çünkü geleceğimizin adil, güvenli ve özgür olup olmayacağını tayin eden asıl unsur teknolojinin kendisi değil, onun temelini oluşturan sağlam bir hukuk düzenidir.
